Tuesday, July 1, 2008

Yeşilçamda Saman alevleri Bölüm 3

İşlerim nedeniye 15 Haziran yerine bugün sunabildiğim için özür dilerim.

Sinemanın türkücü-oyuncu dönemini düşünürsek Tv çok önem kazanmadan önce (80li yılların ortalarına kadar)geniş kitlelere ulaşmanın en iyi yolu sanırım sinema idi. Bu nedenle bazı isimlerin sinemaya bu nedenle ilgi duymuş olma olasılığı gayet güçlüdür ancak bu yazıda ele alacağım isimler denemek için tecrübelenmek için veya menejer zoruyla sinemaya atılmışlar gibi gelimiyor bana. Çünkü bu yazıda ele alacağım iki isim: Uğur Dündar ve Barış Manço. İkiside oynadıkları dönemde zaten halk tarafından tanınan sanatçılar idi. İkiside komedi filmleri çektiler ve ikiside fazla zorlamadan bu işi tadında bıraktılar.

Uğur Dündar

Yönetmen - Atıf Yılmaz
Senaryo Yazarı - Umur Bugay
Yapımcı - Selim Soydan

Oyuncular
Hülya Koçyiğit
Uğur Dündar
Adile Naşit
İhsan Yüce


Aslında Uğur Dündar'ın oynadığı tek filminde paralayan yıldız Adile Naşit'tir, o dönemdeki imajını parlatan ve sosyal mesajlar da veren 1975 yılı bir komedi filmidir "İşte Hayat". Hülya Koçyiğit ve Adile Naşit müthiş bir ikili oluşturmuşlardı bu Atıf Yılmaz filminde. İhsan Yüce ise yardımcı oyuncu olarak herşeyi tamamlar. Belkide Uğur Dündar yerine Tarık Akan oynasaydı Gülen Gözler gibi klasikleşecek bir olabilirdi dedirten bir filmdir. Yakışıklı televizyoncumuz o yıllardaki süksesini sosyal mesajları ve halktan kareleri bol bol filme taşıyarak göstersede aslında görüntüler klasik istanbul görüntüleridir. Film dönemini bir şekilde yansıtan güzel karelere sahiptir. Nedense bende halkın yanındaki gazeteci imajını bırakamamıştır Uğur Dündar. Fiziğinden olsa gerek hep farklı gelir bana. Yıllardır severek takip ettiğimiz Atlantis veya gerçek adıyla Martin Mystere'ye benzerliği ise ayrı bir konudur. Uğur Dündar'ın Atıf Yılmaz nedeniyle bu filmde rol aldığını düşünüyorum güzel resim vermesine rağmen bence oyunculuğu yoktur. Bu haberciliği konusunda artı gibi gözüksede Sadettin Teksoy ile Reha Muhtar'ın etkilendiği en önemli isimin Uğur Dündar olduğunu hala düşünürüm.



Barış Manço

Yönetmen - Oksal Pekmezoğlu
Senaryo Yazarı - Ahmet Üstel
Müzik - Barış Manço

Oyuncular
Barış Manço
Meral Zeren
Hulusi Kentmen
Serpil Nur
Sinan Ecer
Bilge Zobu

Barış Manço'da Uğur Dündar gibi tek bir filmde yer almıştır ve işi tadında bırakarak televizyonculuğu seçmiştir ve yine ilginçtir onunda oynadığı "Baba bizi eversene" filmi de 1975 tarihlidir. Zaten bu iki ismin ortak yönü televizyonculukta da başarılı olmaları sanırım. Ancak bence Barış Manço Uğur Dündar'ın aksine çok doğal ve başarılı idi tek filminde. Manço'nun başka bir film çevirmemiş olması kendine has bir tarz yaratabilecekken bize tek bir film bırakmış olması üzücüdür.


Maalesef teknik nedenlerle Barış Manço ve onun sinema tecrübelerini konunun uzmalarından yaz sonrasına alabiliyoruz.
Bu nedenle saman alevimizde detayları daha sonra paylaşacağız.
Çünkü bir müzisyen olarak Barış Mançonun farklı katkıları olmuştur ve ancak oyuncu olarak saman alevliğiliğ tek filmledir.

Yazan: Utku Uluer

Sunday, June 29, 2008

Anadolu Westernleri : Bölüm - 2


ACI PİRİNÇ
Erol TAŞ

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir sürü kız varmış
Bunlar kışın evlerinde iş yapar, baharla birlikte göç ederlermiş
Tıpkı karınlarını doyurmak için sıcak diyarlara göç eden leylekler gibi

Hepsi sevdikleri için yorulmaktan, para kazanmaktan memnunmuş
Kaderlerine acı bulaşmasın isterlermiş.
Umutları tarlalarda toplanmış,
Toprağa umut ekip sevinç biçmek isterlermiş



Yukarıda ki tiratla açılıp, sezonluk pirinç işçilerinin yaşamlarından bir kesit içeren 1972 yapımı Acı Pirinç, Anadolu Westernleri'nin en az avantür içeren ancak bir western örgüsünü fantastik dokunuşlarla süsleyen ilginç bir örnektir.

Ağanın sömürü çarkına girdikten sonra her yıl pirinçte çalışmak için tekrar gelen kadınların genel olarak hüzünlü hikayesinde; Kimisi çarkın içerisinde kendine bir yer edinmek amacıyla kaşarlanmayı seçerken kimi de boş bir umutla pirinç tarlalarından arta kalan zamanda sunuldukları ağa çiftliğinin zevk alemlerinden bir gelin olarak çıkmayı arzular.


Filmin fantastik yönü, pirinç tarlalarında "Büyükanne Donu" ile çalışıp bol bol bacak görüntüsü ve banyo sahnesiyle konunun kısıtlı imkanları içinde ki en görünür erotizmi sergileyen kadınlar üzerine kuruludur. Türün vazgeçilmezi olan ırza geçme teması ise banyoda ağanın oğlu tarafından sıkıştırılan ancak sonuca ulaşamayan bir teşebbüs; Pirinç işçiliğiyle beraber "Beş Beş" parolasıyla fahişelik yapmakta olan kadına tavuk kümesinde kahya ve ağanın adamının toplu tecavüzü ile işlenmektedir.

Anadolu Westernlerine yönetmen olarak büyük katkılarda bulunan Yılmaz Duru'nun favori oyuncusu İrfan Atasoy olmaksızın gerçekleştirdiği bu kara filmin ağır topu tartışmasız kötülüğüyle Erol Taş'tır. Komşu bölgenin ağasının adamlarının elinden yaralı olarak kurtulup pirinç bölgesine kaçan Salih Güney ve o sene pirince çalışmaya ilk kez gelen Melek Görgün kutbundan oluşan kolay lokma iyilere karşı kötülük açısından kendisiyle yarışan oğlunu bile fazlasıyla geride bırakan bir performans sergilemektedir.


Taş'ın kostüm seçimi (Aslında sırta atılmış bir kuzu postundan ibarettir) Spaghetti Westernlerin sevimli şişmanı Bud Spencer'i çağrıştırmakla beraber belinde ki çift tabanca kılıfları, yürüyüşü, vahşi doğallığı ile tam bir dağ adamıdır. Kendisi kadar zalim bir ağa olmasını arzu ettiği oğlunun göz koyduğu kadına kendi gücünü ortaya koyarak sahip olmaktan çekinmez, kahyasını özenle dilsiz bir adamdan seçer, pirinç çalan adamına bizzat kendisi işkence yapar.

Kötülerin ellerinden geleni ardına koymadıkları bu küçük kesitin ardından herşey ilk başladığı ana geri döner ve yaşanılan ufak ve büyük ölçekte ki trajedilerin ardından kapanış tiradı olayların ertesi yıl tekrar süreceğini hissettirir;

Hersene başka umutlarla gelinir ...
Pirinç dolu, bereket dolu, dert dolu bu topraklara
Hepimiz tüm umutlarımızı pirincin batağına gömdük
Kaderde bizi bir avuç zehir dolusu, acı pirinçle gömdü.



Filmi izlemek için Yeşilçam yüksek lisansı blogu Marmara Kazım'ı ziyaret edebilirsiniz;

Marmara Kazım / Acı Pirinç

Acı Pirinç Resim Galerisi :
(Resimleri orjinal boyutlarında görmek içi üzerlerine tıklayınız)






Gelecek Bölüm : İblis - İrfan Atasoy

Yazan : Gökay GELGEC - Yojimbooo

Friday, June 27, 2008

Türk Sineması ve Jartiyer


TÜRK SİNEMASI ve JARTİYER

Ansiklopedik bir tanımla Jartiyer, bacaklar üzerinde çorabı gergin tutan,ucu kıskaçlı bir “çorap bağı” diye anlatılmaktadır.

Cinsel literatürde ise “İç çamaşır fetişizminin dayanılmaz aksesuarı”dır.

Kitapta yazdığına göre,1800’lü yılların sonuna doğru ünlü Eyfel Kulesi'nin mimarı
Gustave Eiffel, karısının sürekli düşen çorapları ve onun şikayetlerinden bıktığı için bir çare aramaya başlamış.


Neticede bele bağlanan bir askıya çoraplar tutturulmuş…

Askıya dikilen düğmeler ve çoraba açılan delikler(ilikler) ile aralarındaki bağlantı kurulmuş…

Böylece “Jartiyerin Mucidi” Gustave E. Paris’in göbeğine Eiffel Kulesini diker hem de karısının çoraplarını düşmekten kurtararak huzura ermiş…

Dünya üzerinde köklü bir geçmişi olan Jartiyeri özellikle batılı kadınlar tercih etmiştir. Masum bir amaç için tasarlanan bu icadın günümüze gelene kadar geçirdiği değişimi (hem şekil,hem de amaç olarak !!!...) saymakla bitmez sanırım…

Külotlu çoraplar (Türlü çeşitlerde, kullanımı çok daha rahat ve pratik olan) karşısında çoğu zaman yenilgiye uğrayan jartiyer, Hitchcock’un Sapık filmindeki Norman Bates’i hatırlatsa da sütun gibi şahane bacaklar üzerindeki görsel etkisini ısrarla sürdürmekte ve sürdürmeye devam edecektir… ***

Jartiyerin öz geçmişiyle ilgili bilgileri sizlere aktardıktan sonra fazla uzatmadan hızla konu başlığına dönüyorum.


Türk Filmlerinde Jartiyer:


Neden? Nasıl? Sebep?? Kim Giymiş? Ne Zaman? Kaç Kişiler?

Kullanımı son derece pratik olduğu savunulan külotlu çorap(?!) değil de neden jartiyer?
Tabii ki konumuz külotlu çorap değil “JARTİYER”

BİZİM JARTİYERLİLERİMİZ...


Jartiyerin sinemamızda ki serüveni, 1960’lı yıllarda B sınıfı filmlerle başlar. Konularıyla hiçbir bağlantısı olmayan, yalnızca birbirlerinden kopuk görüntülere dayalı bu tür sahnelerin o yıllardaki oyuncularıdır Seher Şeniz ile Devlet Devrim. Özgürce açılıp saçılmaya, jartiyerli bacakların ortaya çıkmasına en uygun sahneler de “Kadın Kavgaları” ve “Striptease” gibi ek bölümlerdir.


Aslında 1930’lu yıllardaki operet türü, örneğin cici berber gibi filmlerde danslı revülü sahneler olmasına karşılık, jartiyer henüz Türk sinemasına girmemiştir. Jartiyer modası, ancak 1960’lı yıllarda siyah ve beyaz filmlerde en hızlı dönemini yaşar.

Güzel vücutlu yan hikaye oyuncularının ardından,başrol oyuncuları da dönemin sinemasal modasına uyarak jartiyeri deneyeceklerdir. Önce Gönül Yazar ve ardından magazin ağırlıklı sinema dergilerine “Jartiyerli Özel Fotoğraflar” çektiren Türkan Şoray


Türkan Şoray’ın 1963’te Memduh Ün’ün yönettiği “Çapkın Kız”da bu tür bir iç giyimle kamera karşısına geçmesi kaçınılmazdır. Ardından Osman F. Seden’in “Beş Şeker Kız”
filminde Amerikan müzikallerinden kopya edilen revü sahnelerinde beş jartiyerli kız ve siyah çoraplarının fırfırlı konçlarında fiyonklarıyla Fatma Girik, Leyla Sayar, Sevda Ferdağ, Selma Güneri ve Sevil Candan'ı görürüz.

“Babamız Evleniyor”da Ajda Pekkan da beyaz jartiyeri ve uzun bacaklarıyla kamera karşısına çıkar.Ajda Pekkan’ın jartiyerle ilgili bir diğer filmi de Türkan Şoray ile karşılıklı oynadığı Osman Seden ‘in yönettiği “Düğün Gecesi"dir.

Şoray ile Pekkan bir gece kulübü sahnesinde, paylaşamadıkları erkek uğruna birbirlerine tokat atarak dövüşeceklerdir. Saç saça baş başa derken, bu boğuşma yerlerde, birbirlerinin üzerinde devam eder. Bu kadın kavgaları sahnelerinde, oyuncuların açılıp saçılma konusunda birbirlerini kontrol etmesi mümkün değildir. Sahnenin doğal akışı içinde kavga, giderek şiddet içeren bir erotizm gösterisine dönüşür. Yerlerdeki bu boğuşma sırasında Türkan Şoray’ın tombul bacakları, külotu, Ajda pekkan’ın da özenle takıp takıştırdığı jartiyeri ortaya çıkar. Kıskançlık sonucu uğruna dövüştükleri bu erkekse Zeki Müren’dir.


JARTİYER TUTKUNU PATRON...

Metin Erksan, 1964’te çektiği “Suçlular Aramızda” adlı filminde ilginç, aykırı bir holding patronu tiplemesi çizer. Ekrem Bora’nın oynadığı evli patronun metresleri vardır. Sekreteri rolündeki Gülben Alpkaya’yı masanın üzerine çıkartır. Önce etekleri altından röntgenler,
ardından bütün giysilerini çıkartıp jartiyerli bacaklarını öper.

TELE KIZLAR ve HÜLYA AVŞAR...

Jartiyerli bacak görüntüleri arada bir, özellikle de burjuvazinin kalın enseli, çapkın erkeklerine hitap eden çok özel randevuevi sahnelerinde yer alır. Örneğin Osman F. Seden’in 1985 yılında çektiği “Tele Kızlar”, içerdiği temel konu nedeniyle bu tür görüntülere uygun düşer. Bu bağlamda önemli olan kullanılan bedenlerin tazeliği, çarpıcı aksesuarlar ve sonuçta “Görüntü Estetiği”dir.


Bir söyleşisinde “Jartiyeri çok seviyorum” diyen Hülya Avşar, Tele Kız rolünde dantelli mavi body’si, siyah jartiyeri ve siyah çorabıyla tıpkı bir Amerikan “pin up” ı görünümündedir.

Filmin öteki jartiyerli kızları da Şehnaz Dilan ve Zümrüt Cansel’dir.

Konumuzla ilgili son bir örnek vermek gerekirse, 1994’te Ümit Elçi’nin Erhan Bener’den
uyarladığı “Böcek”de Füsun Demirel'den jartiyerli bir "orta yaş cinselliği" izleriz.

Aslında ilginç bir görüntü dizisidir bu ve ne hikmetse “seks komedileri” döneminde
çekilen filmlerde jartiyerli sahnelere sık rastlanmaz.


O filmlerin hedeflediği sokaktaki seyirci,lümpen kesim, entel ve dantel usulü oyuncaklardan hoşlanmadıkları için mi?

Onlar,her şeyi daha net görmek istediklerinden herhalde…


Jartiyer fantezisi, fetiş tutkular ve benzerleri…( rahmetli Eiffel nereden bilsin çorapta açtığı bu iliğin kadınların başına ne çoraplar öreceğini... )

*** Yukarıdaki yazı Agah Özgüç’ün “Türk Sinemasında Cinselliğin Tarihi” adlı kitabından alıntıdır.


Paylaşan: Videodream

Saturday, June 21, 2008

Mayıs ayı anket sonuçlarımız

Bir süreden beri blog istatistiklerinde de ortaya çıkan "erotik" anahtar kelimesine ilgi bizleri şaşırtıyordu. Kalite bakımından Türk sinemasının önde gelen bir yönü olmamasına ve çoğu filmin yasaklı ve kesilmiş olmasına rağmen Türk Sinemasında en sevilen tür "Erotik" olarak çıktı anketimizde. Arasına parça girmiş yılların mı yoksa erotizmi her zaman kullanan Türk sinemasının mı anketten başarılı çıktığını tam olarak kestirmek mümkün değil. Oy veren herkese teşekkür ederiz.

Sinematikçilere göre Turk sinemasında en sevilen tür: Erotik


Anket sonuçları

Mayıs ayı içerisinde yaptığımız ikinci anketimizde ise Sinematikçiler tarafından Yeşilçam'ın en babacan karakteri seçildi: HULUSİ KENTMEN

Aslında hepimizin gönlü "hepsi" seçeneğinden yana idi. Beklediğimiz gibi en babacan karakter "Hulusi Kentmen" ve 2. sırada hepimizin Mahmut hocası "Munir Özkul" çıktı. Aslında bu ankette yer alan isimlerin hepsi benim için Yeşilçam'ın ruhunu temsil eden isimlerdir. Kadir Savunsuz bir Erol Taş düşünelemez, bazı filmler onlar Ying ve Yang gibidir aslında.

Anket sonuçları:

Bu anketlere katılarak oluşturduğumuz veri deposuna katkıda bulunduğunuz için hepinize teşekkür ederiz.

Thursday, June 19, 2008

Anadolu Westernleri : Bölüm 1


ANADOLU WESTERNLERI

19.yy Fantazyaları:

Amerikan Westernlerinin İtalyan takipçilerinin türe yepyeni bir anlam kazandırdığı dönemde, bu popülariteyi kendi tarihiyle harmanlayan pek çok ülke bulunduğu toprakların westernini yaratıyordu. Spaghettiler için de bir esin kaynağı olarak düşünübilecek Samuraylar dönemi Japonyası bu yaratıcılık sürecinin örneklerinden birisidir.

Temel olarak 19.yy ile ilişkilendirilen bu kanunsuzluk ortamının sonsuz özgürlüğü Balkanlar, Güney İtalya ve hatta Orta Doğunun belli bölgeleri için tasvir edilebildiyse elbette ki Anadolu için de böyle bir kurguyu yaratmak kaçınılmazdır. Natuk Baytan'ın yönetiminde ki Hacı Murat serisi dönem olarak westernlerle kesişen ve içerdiği temaları Kafkasya üzerine şekillendiren bir doğu westerni olarak düşünülebilir. Federal Meksikalıların yerini alan Ruslar ve onlara karşı bir özgürlük mücadelesi içerisine giren halk kahramanı olarak Hacı Murat, Spaghettilerin Akdeniz havası itibariyle özenle üzerinde durduğu Meksika coğrafyasına karşı bir cevaptır.


Anadolu'ya geçiş:

1960'lı yılların ortalarından itibaren salonlardan taşraya doğru kayan Yeşilçam, köyden kente göç olgusunu ve bunun sosyal sonuçlarını inceleyen yapımların beraberinde tamamen köy yaşamı üzerine şekillenen hikayelerede ağırlık vermeye başlar. İkinci grupta değerlendirilen filmler içierisinde özellikle Sinemamızın Çirkin Kral'ı Yılmaz Güney'in bazı filmleri Western temalarını Anadolu hikayeleri ile beraber harmanlar.

Tarihi macera filmlerimizin vazgeçilmezi, bu fantazya içerisinde halkın en kolay algılayabileceği unsur olan "Yiğit" mitidir. At, avrat ve silah üçlüsü temeliyle, üzerine halk türküleri derlenen taşra yiğitleri, Anadolu Westernlerininde temelidir. Spaghettilerin isimsiz ve kural tanımaz anti kahramanlarına karşı Anadolu Westernlerinin kahramanları feodal düzenin bir parçası olmakla beraber kimi zaman törelerin birebir uygulayıcısı; Kimi zaman da varolan düzene karşı başkaldıran karakterlerdir.


Detaylarda Kalanlar:

Spaghetti Westernlerin temel özelliği olan şiddet ve işkence, Anadolu Westernlerininde temel avantür özelliğini oluşturur. Özellikle ırza geçme ve işkence temaları birbirine paralel olarak işlenir. İğfal edilen kadın ve onun öcünü almak için harekete geçen kahraman figürü sinemanın varoluşundan beri en geçerli konulardan biri olan "intikam" hikayelerinin kurmacası için yeterlidir. İntikam hikayelerini destekleyen bir diğer önemli unsurda Anadolu Westernlerine etnik sıfatını kazandıran detaylardan biri olan Kan Davası temasıdır.

Kimi zaman tecavüzün ardından gelen töre baskıları ise hikayelerin etnik unsurları ve eleştirel yönü için bir başka garantili yolu oluşturur. Anadolu Westernleri, kan davası, dağa kadın kaldırma, evin kapısına Kanlı Çarşaf asma, mağaralarda konuşlanmış eşkiya temaları arasında erotizmi de kendi sınırları çerçevesinde westernlerde pek görülmeyecek şekillerde sunmaktan çekinmez. Yazı dizimizin ikinci bölümünde ele alacağım Acı Pirinç bu etnik erotizme ait bazı detayları içeren bir çalışmadır.

Spaghetti Westernler için kendi dönemlerinin için teknoloji harikası sayılabilecek silahlara karşı (mitralyözler gibi ) Anadolu Westernlerinin Tek Kırma yada çifteli avcı tüfekleri ve dede yadigarı Altı Patlar Revolverleri bulunur. Kaldı ki çok sınırlı imkanlar ve konu yumağı çerçevesinde herhangi bir devrim yada direniş hareketi içermeyen filmler olduklarından mitralyöz gibi silahlara gerekte yoktur.

Spaghettiler için önemli bir unsur olan mekanik buluşlar ise özellikle Yılmaz Güney'in ACI filminde çan sesiyle görmeyi öğrenmeye çalışarak hoş bir gönderme yaptığı detay olarak Spaghetti - Anadolu ilişkisini anlatmaya yeterli olacaktır.

Amerikan Westernleri için Monument Valley, Spaghettiler için İspanya'nın Sierra Nevada bölgesi türün pek çok filminin vazgeçilmez mekanları ve bir çeşit coğrafi etiketidir. Anadolu Westernlerinde bu coğrafi unsurun karşılığı Ürgüp yöresi ve Ihlara Vadisidir. Bazı örneklerde mekan biraz daha güneye kayarak Fırat nehri kıyıları tercih edilir.


Oyuncular:

Türün en önemli erkek karakterleri olarak Yılmaz Güney, Yılmaz Köksal, İrfan Atasoy ve Tamer Yiğit; Kötü adamları olarak ta Erol Taş, Bilal İnci, Hayati Hamzaoğlu ve Kazım Kartal önplana çıkmaktadır.

Westernlerin Calamity Jane'ini bir tarafa bırakırsak Spaghettilerde sosyal uçurumlara parmak basılması amacıyla ön plana koyulan ve etkin olamamış kadın karakterlere karşı Anadolu Westernlerinin Fatma Girik gibi çok önemli bir kadın karakteri bulunmaktadır. Kutsal anne ve öcünü alan yiğit profilinin en başarılı yorumcusudur.

Westernlerde hayatta kalabilecek kadar şanslı olan bilge dede karakterine karşı Anadolu Westernlerinin "Eren - Ermiş" karakteri olarak Danyal Topatan'ı da unutmamak gerekir.


Gelecek Bölüm: Acı Pirinç - Erol Taş

Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo

Saturday, June 14, 2008

Kurtlar Vadisi analizi: Bölüm 6 Konsey - Türk sinemasında Konseyler

Türk Sinemasında Konseyler

Aslında konsey konsepti sinemamızda her zaman işlenen ve 70ler ve 80lerde her mafya, avantür filminde yer alan bir kavramdır. Türk sinemasındaki konsey konsepti bir masa çevresinde oturan ve Baba'nın adamları şeklindedir aslında belkide doğru kelime Çete olmalıdır. Oradaki biat etme ve Kurtlar vadisindeki arasında biraz farklıdır. Bu konseylerden arada sırada bozuk sesler çıkar ama "o sesin kısılması" uzun sürmez. Çoğu filmde bu konsey veya kurul "Baba"dan memnun değildir ve onu yok etmek ister. Mafyamızın farklı farklı anlatımlara sahip olmasına rağmen bu kurullar veya erken dönem konsey modellerinin genellikle Godfather filminden etkilendiğini düşünmek yanlış olmaz. Bu nokta anadolunun aşiret kültürü ve İstanbul'un acımasız dünyası ile birleşince kendine has bir yapı oluşturmaya başlamıştı ama "Godfather" nasıl bir filmdir ki bütün bu filmlerin temelini oluşturmuş ve kendisinden sonra hala bizim sinemamızı etkilemiştir hala çözülemeyen bir denklemdir. Bence Türk sinemasında en çok etkilenilen film Godfather'dır.

Türk sinemasında görmeye alıştığımızdan farklı bir mafya kurulu yaratmış olması Kurtlar Vadisinin ilginçliklerindendir bunun konsey olarak paylaşılması ise gayet iddialıdır. Kılıç ve Testere konseyin silah gücüdür ancak eski Türk filmlerine göre bu konseyde baskın olan gerçek "Zekadır" yani kaba güç değil. Nizamettin ve Samuel Vanunu oldukça büyük bir yenilik olarak gelişen mafyamızı birazda Amerikanlaştırır. Laz Ziya herhangi bir Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney,Kartal Tibet veya Serdar Gökhan filminde yer alan bir mafya masasında (kurulda diyebiliriz) yer bulabilir. Cüneyt Arkın'ın Katillerdeki Ağlardaki Al capone Nuri'nin konseyinden farklı olarak Kurtlar vadisinin konseyi aksiyon içinde direkt olarak yer almıyor. Öte yandan dizide Al Capone Nuri'ye oldukça çok gönderme yapılmıştır. Gerek Cakır'ın bastonu gerek Nuri Alço gibi acımasız bir tablo cizmesi ve giyimine her zaman dikkat etmesi gibi göndermeler yanında Karahanlıya rağmen alemde hüküm süren klasik bir babadır.

Yinede Bu konsey üyeleri içinde geçmişi en fazla anımsatan ise Tombalacı olmuştur ve belkide dizide iyi yönü verilmeyen tek karakterdir. Kumarhaneler ve Türk mafyasının her zaman yanyana durduğunu düşünürsek bu Türk sinemasının bir olmazsa olmazıdır.

Sanırım eski Türk mafyasına yapılmayan tek gönderme Araba galerisi konseptinin dizide pek yer almaması idi.

Sinemamızda genellikle örnek alınan Mafya filmleri Yılmaz Güney'in "Umutsuz"larıdır aslında. Burada daha mafya kavramı pek yerleşmemiştir gangster vardır aslında. Ama kabadayımız veya Baba Yılmaz Güney ve konseyimsi bir format Konsey'e en yakın olandır. Birazda dert dinleyen bir mercidir. Organize suçların sinemamızda yerleşmesi mafya kavramınıda ortaya çıkartır bunun için referans alabileceğimiz film Umutsuzlardır. KV'nin en fazla etkilendiği filmlerden birisi olarak Umutsuzları düşünürüm diğeri ise Cüneyt Arkın'ın "Alın yazısıdır". Birde Kemal Sunal filmlerinde hiç birşey beceremeyen konseyler vardır ki o ayrı bir inceleme konusu olmalıdır.

Aşağıda unutulmaz erken dönem yeşilçam "konseyleri" veya "mafya kurullarına" birkaç örnek vermek istedim eğer sizde bu listeye eklemek istedikleriniz olduğunu düşünüyorsanız lütfen yorum kısmında bizimle paylaşın:

Umutsuzlar
Kilink
Kurban
Katiller de ağlar
Akrep yuvası
Hınç
Cemil dönüyor













Yazan: Utku Uluer
Katkıda bulunan: Gökay Gelgeç

Wednesday, June 11, 2008

Site Tanıtım: XVIDHEAVEN

Merhaba

Uçsuz bucaksız internet ortamında çeşitli arama motorlarının sayesinde ilginç keşifler yapabiliyoruz. Bazen bir dostunuzun verdiği bir link veya linkler arasında yaptığınız surf sizi keşfedilmemiş veya doğa harikası bir sahile götürebilir. Zaman buldukça yapılan bu gibi araştırmalar önümüze çok farklı tadlar çıkartabiliyor. Kayalarınoğlu'nun son zamanlarda bana önerdiği bir forum ise surf yaparken uzunca vakit geçirebileceğim bir yer haline geldi. Ana hatları ile baktığımızda içerik olarak blogumuza oldukça yakın bir yer Xvidheaven.com.

Benzeri birçok forum yerine birebir yeşilçam üzerine yoğunlaşmış ve paylaşım aracı olarak rapidshare'i kullanan bir forum. Ancak Türk sinemasının 90lar öncesi ile ilgileniyorsanız kesinlikle Favori sitelerinize eklemeniz gereken bir adres. Bizde blog olarak sık sık foruma destek vereceğiz. Forum için üyelik gerekmektedir.

Forum içindeki yasal uyarıyı sizlerle paylaşmak istedim bu şekilde forum ve paylaşım hakkında daha genel bilgi alabilirsiniz:

www.xvidheaven.com

"XviDHeaven"ın amacı özetle;

1- Eski yerli film seyircilerini biraraya getirmek ve onların filmler hakkındaki, maddi çıkar ve entellektüel seviye kuşkusundan arınmış düşünce ve beğenilerini bizzat ifade edebilmelerini sağlamak,

2- Üyelerin arşivlerindeki filmleri paylaşmalarını teşvik ederek bu eserlerin, tarihin sayfaları arasında yok olmalarına mani olmak,

3- Bizlere bu imkanı sunan multimedia yazılımlarındaki gelişmeler ve sorunlar hakkında üyeler arası iletişimi temin etmektir.


5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümleri gereğince sinema eserlerinin işleme, çoğaltma, yayma, temsil ve iletim gibi mali hakları münhasıran eser sahibine aittir. Koruma süresi eser sahibinin vefat tarihinden itibaren 70 yıl devam eder. Aynı Yasanın 23/3 maddesininde çoğaltılmış nüshaların yaygın kopyalama yoluyla eser sahibinin çoğaltma ve yayma hakkına zarar verecek şekilde kullanılmaması öngörülmüştür.Anılan Yasanın 38. ve 80/2-2 maddelerinde, radyo-televizyon programları ile fikir ve sanat eserlerinin kâr ve yayınlanma amacı güdülmeksizin şahsen kullanmaya mahsus çoğaltılması serbesttir.

Manevi değerler yönünden anonim hale gelmeleri ve günümüzde maddi değer taşımamaları nedeniyle; 1990 öncesi yerli filmler üzerindeki çoğaltma ve yayma hakkının film yapımcıları tarafından genel olarak kullanılmadığı bilinmektedir.

Yukarıda yazılı yasal hak ve fiili durum karşısında yeşilçam hayranlarının mevcut arşivlerini amatör amaçlarla bu forum bünyesinde karşılıklı paylaşarak geliştirmelerinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bununla birlikte hak sahiplerince bildirildiği takdirde, forumda paylaşılması uygun görülmeyen filmlere ait linklerin derhal silinecektir.

Bu çerçevede sanat sever nezih üyeleriyle yasalara ve telif haklarına saygılı olarak faaliyetini sürdürmeyi ilke edinen forumumuzda; film paylaşan değerli üyelerimizin dikkat etmesi gereken kurallar aşağıda belirtilmiştir.


1- 1990 yılı ve sonrasında gösterime giren hiçbir film forumda paylaşılamaz.

2- Konu başlığına; filmin adı, yılı ve afişinde gösterilen başrol oyuncularının isimleri; foruma daha önce eklenmiş filmlerle tek düzeni sağlayacak biçimde yazılmalıdır.

3- Konu metni içine zorunlu olmasa da orjinal afiş eklenmesine özen gösterilmeli, paylaşılan filmden alınan caps’ler muhakkak eklenmelidir. Filmin yapımcısı, yönetmeni, senaryo yazarı, konusu ve türü hakkındaki bilgilerin verilmesi paylaşımcı üyenin takdirine bağlıdır.

4- Sunumda kullanılan yazıların karakter, büyüklük ve renk seçiminde ölçülü davranılmalıdır.

5- Gönderilen mesajlardaki laubali, saygısız, seviye düşürücü ibareleri takip ederek bunları özel mesaj yoluyla yönetime bildirmekle; konuyu başlatan üye, yetkili ve sorumludur.

6- Paylaşılan filmlerin kopyalarında yasa ve ahlak kurallarına aykırı içerik bulunmamak kaydıyla yayıncı tv ya da rip eden tarafından iliştirilen amblem vb yazıların bulunmasında sakınca bulunmamaktadır.

7- Foruma daha önce eklenmiş filmler yeni konu açılarak paylaşılamaz. Ancak görüntü kalitesi daha iyi olan filmlerin linkleri önce açılan konunun altına mesaj atmak suretiyle foruma ilave edilmesi teşvik ve tavsiye olunur. Bu durumlarda görüntü kalitesi daha kötü olanı silmeye ve konu yazarını değiştirmeye ya da her ikisini muhafaza etmeye yönetim yetkilidir. Görüntü kalitesi bozuk filmler için sunumda diğer üyelerin dikkati çekilmelidir.

8- Paylaşılan filmler, en fazla bir gün içinde"Fan Clubs" bölümünde sanatçılar ve dönemler itibariyle oluşturulan fihristlere işlenmektedir. Bu fihristlerde meydana gelebilecek eksiklikler için ilgili fihristin altına mesaj atılmalıdır. Gerekli düzeltme yapıldığında bu mesajları silmeye yönetim yetkilidir.

Yazan: Utku Uluer